Tag: snow

  • Kardan Adamın Mevsimi

    English version

    Версия на Български

    Sabahın erken saatlerinde bahçeye ilk çıkan oydu. Kar gece boyunca sessizce yağmış, dünyayı beyaz bir sır gibi örtmüştü. Ayak izleri henüz kimseye ait değildi; kar, dokunulmamış bir sayfa gibiydi. Elindeki eldivenlerle ilk kar topunu yaptı. Yuvarladı, büyüttü, itti. Her adımda biraz daha ağırlaştı top; biraz daha şekil aldı.

    O sırada fark etmedi ama aslında sadece bir kardan adam yapmıyordu. İçindeki sessizliği, özlemi ve birine duyduğu kırgınlığı da yuvarlıyordu karla birlikte.

    Alt gövdeyi yaptıktan sonra ikinci katı yerleştirdi. Üçüncü, en küçük parçayı da dikkatle koydu üstüne. Bir an geri çekilip baktı. “İnsan gibi oldu,” dedi kendi kendine. Sanki birazdan konuşacakmış gibi.

    Eve girip havuç aldı. Burnu yerleştirirken istemsizce gülümsedi. Çekmeceden bulduğu eski düğmeleri gövdesine dizdi. Son olarak dolaptan krem rengi bir bere getirdi; yıllardır takmadığı, ama atmaya da kıyamadığı bir bere. Başına geçirdi. Kardan adam artık yalnız bir kar yığını değildi; bir hikâyesi varmış gibi duruyordu.

    Arkasındaki ağaçlar çıplaktı. Dallar, gökyüzüne doğru ince parmaklar gibi uzanıyor; sanki bir şey istiyor, ama ne olduğunu bilmiyordu. Bahçe sessizdi. O sessizlikte kardan adamın yüzüne baktı. Hafif eğri bir gülümsemesi vardı.

    “Ne kadar sürecek?” diye fısıldadı.

    Cevap gelmedi elbette. Ama cevap zaten belliydi. Güneş biraz daha yükseldiğinde, biraz daha ısıttığında, biraz daha yaklaştığında… erime başlayacaktı.

    Bir an içinden, “Keşke hiç erimese,” diye geçirdi. Sonra bunun mümkün olmadığını bildi. Hayatta hiçbir şey olduğu gibi kalmıyordu. Ne mevsimler, ne insanlar, ne de duygular.

    O gün öğleden sonra biri geldi bahçeye. Uzun zamandır görüşmediği biri. İkisi de önce kardan adama baktılar.

    “Güzel olmuş,” dedi gelen.

    “Geçici,” diye cevap verdi.

    Bir süre sustular. Aralarındaki mesafe, kar kadar soğuk ve beyazdı. Söylenmemiş sözler, yanlış anlaşılmış cümleler, yarım kalmış vedalar… Hepsi o bahçede, o kardan adamın gölgesinde duruyordu.

    “Eriyecek,” dedi gelen kişi.

    “Biliyorum.”

    “Yine de yaptın.”

    Başını hafifçe salladı. “Bazı şeyler eriyecek diye yapmaktan vazgeçilmiyor.”

    O an, kardan adamın aslında ikisinin ortasında durduğunu fark ettiler. Üç katlı bedeniyle sanki şunu söylüyordu: İnsan katman katmandır. En altta ağırlık, ortada kırılganlık, en üstte umut vardır. Eğer bu üçü dengede durmazsa, ilk sıcaklıkta dağılır.

    Güneş akşama doğru biraz daha yumuşadı. Karın yüzeyi hafifçe parlamaya başladı. Kardan adamın burnunun altından ince bir su damlası süzüldü.

    İkisi de izledi.

    O an kimse “Gitme” demedi. Kimse “Kal” demedi. Ama biri elini uzattı. Diğeri tereddüt etti. Sonra tuttu.

    Belki kardan adam ertesi gün biraz daha küçülecekti. Belki bere düşecekti. Belki düğmeler karın içine gömülecekti. Ama o gün, o bahçede, bir şey erimemişti.

    Bazen ilişkiler kardan adam gibidir: Geçici olduklarını bile bile inşa edilirler. Çünkü mesele sonsuza kadar kalmaları değil, bir mevsimi anlamlı kılmalarıdır.
    Ertesi sabah güneş yine doğdu. Kardan adam biraz daha küçülmüştü. Ama iki farklı ayak izi, artık bahçede yan yana uzanıyordu.