Kırmızı şemsiye

English version

Версия на Български

Viyana o gün yağmurla erimiş gibiydi — yumuşak, sürekli, sonsuz bir yağmur. Renkler yavaşça soluyor, sokaklar gri bir sessizliğe bürünüyordu. Ben yönsüzce yürürken bir hikâye geldi aklıma; İstanbul’da duymuştum adını: Kırmızı Şemsiye. Ve o gri sokakta, hatırlamak için en doğru hikâyeydi bu.

Yağmur, ince ince değil,sanki bir şiir gibi yağıyordu. Sokaklarda insanlar şemsiye altlarında birer gölgeye dönüşmüş, aceleyle adımlarını atıyordu. Oysa Sezen, kaldırım taşlarının arasına dolan su birikintilerinde kendi yansımasını arıyordu. Elinde tuttuğu kırmızı şemsiye, bu gri dünyaya açılmış tek kapı gibiydi.

Bir anda yağmur durdu ya da Sezen durdu, çünkü zaman tuhaf bir şekilde eğilmiş gibi hissetti. Karşısındaki vitrinde bir kelime gördü “unutuş”. Hangi dükkan, hangi vitrin “unutuş” satar ki, diye aklından geçirdi..Gözlerini kırptığında vitrinde yazı değişti “An” oldu. Sezen içeri girdi. Dükkan bomboştu ama içerisi sıcak bir hikaye gibi kokuyordu. Raflarda küçük kutular vardı.”Çocukluk”, “Kayıp arkadaşlar”, “Rüyalar”…Bir kutuyu eline aldı “Yarından hatıralar”. Kutunun kapağını açtığında bir tüy hafifçe havalandı,”Buradan bir şey almak bedava ama karşılığında bir şey bırakmanız gerekir” dedi arkasından bir ses. Döndüğünde kimseyi görmedi. Sezen cebinden bir taş çıkardı. Sahilde bulduğu, üzerinde dalgaların izlerini taşıyan küçük bir taş. Taşı bir rafa bıraktı ve kutuyu aldı.

Sokağa çıktığında kırmızı şemsiyesi yok olmuştu. Ellerinde “Yarından hatıralar” kutusu vardı ve içindeki tüy bir kuş gibi kanat çırpıyordu.

Yağmur yeniden başlamıştı. Sokakta insanlar yalnızca şemsiyesiz bir kadının mutlu kahkahasını duyuyorlardı.

O hikâye, yağmur durduktan sonra bile aklımdan çıkmadı.
Belki de her yolculuk, kendi küçük anlar dükkânıdır — bazılarını yanımıza alırız, bazılarını geride bırakırız.
Ve eğer şanslıysak, biraz hafiflemiş bir kalple yürürüz…
Yarın’a taşıyacak kadar hatırayla.